23 Ekim 2015 Cuma

Denemeler - 1



Öncelikle sizlere bir soru sormalıyım.

Felsefenin amacı nedir?
Felsefenin amacı soru sormak dediğinizi duyar gibiyim. Peki, sadece öyle mi?
Yıllarca Felsefe'nin cevaplara değil yeni sorulara yönelik eylemlerde bulunduğu söylenip duruldu. Buraya kadar hemfikiriz lakin bu bakış açısı yetersiz kalır. Peki, tatmin edici olan tanım nedir? 
Bu soruyu büyük üstat Sokrates'in izinden örneklerle cevaplandırmaya çalışayım.
Sokrates yaşamı boyunca çevresini sorgulamaya davet etmiştir. Zamanının yerleşik düzenine karşı aklı ve onuru öğrencilerine öğretmiştir. Bunun aracının da soru sormaktan geçtiğini vurgulamıştır.  Bir mum gibi kendi yanarken etrafını aydınlatmıştır. Ama ona göre filozofların en önemli görevi soru sormak değil soru sordurmayı yani sorgulamayı öğretmektir.
 Sokrates hayat görüşünü şöyle tanımlamıştır.
"Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim."

Yani felsefe soru sorma değil soru sordurma işidir. Filozoflar bunu bir ritüel haline getirerek işledikleri konunun özüne dönüşü amacı gütmüşlerdir.

Sokrates'in izinde Felsefe ezberci ve dogmatik safsataları aşılama değil özgür düşünceyi genç zihinlerde yeşertmenin aracı olmuştur.

Sokrates

Beyin fırtınasına devam edelim.
Peki, Felsefe neden cevaplara değil de sorulara odaklanır?
Var mı tatmin edici bir cevabınız?
Cevaplar sorunların çözümünü sağlamaz mı?
Cevaplar nedir peki önce bunu soralım bence.
Cevaplar karanlık gibidir kanımca. Yani karanlığın ışıkla olan bağı misali sorulara bağlıdır varlıkları.
Sorular olmazsa cevaplar da olmaz. Her şeyin temelinde soru soracak yetkinlikte zihinlerin arayışı yatar.
Cevaplara odaklı yaşamak tüketir ve tembelleştirir zihni. Çünkü zihin sorgulamaz ise üretemez ve ilerleyemez. 
Soru sormak; insan beyninin zamanla arasında ki amansız savaşta her zaman sağ kolu olmuştur. Uygarlık tarihi ve medeniyet sorgularının peşinde hayatlarını feda eden dehaların mücadele ve azimleri neticesi ilerleme kaydetmiştir. Tarih boyunca insanoğlu en temel kaygıların yorumuna odaklanmış ve cevapları sadece yeni kapıları açmak için kullanmıştır. Sorular insanlar için hava kadar mühimdir. Sadece soru soran insan ilerleme gücüne muktedir hale gelir. Ama günümüzde cevaplar soruların yerini almış ve insanlar sorularla kendisi yormaktansa başkalarının cevaplarını kemik bekleyen Pavlov'un köpeği misali bekliyor ve yetiniyor. Dünyaları televizyon ekranlarında ağızlarında salya akıtarak izledikleri entel kuklaların safsataların ibaret hale geliyor. Soru sormak biat etmekten zor hale geliyor. Birey değil sürü olan bu güruh sistemin içinde kendine hamster kadar bile yer bulamazken sistemin en dirayetli ve cesur neferi oluyor. Cehalet aşılabilir bir engeldir lakin istemek lazım gelir. Bu kitle sabah programları ile pembe diziler arasında yaşadığı dünyayı aşmayı değil sanal dünyanın bir parçası haline gelmeyi istiyor. Sorular medeniyeti kurmuşken bu çürümüş paslı zihinler cevaplara bile akıl erdirmekte zorlanıp lümpen kalemlere koşulsuz şartsız bağlılık yemini ediyor.
Varlığı bir başka şeye muhtaç olan basit kavramların değeri sadece bağlandığı varlık kadar olur. Bu kitle kuyruğundan ayrılmadığı satılmış kalemlerin kuyruğunda kene gibi yaşamayı sorgulamaya yeğ sayıyor.
  "Bilgi doğuştan akılda yoktur, ama akıl bilgiyi üretecek kapasitededir" der Aristoteles. 
Bilgi kimsede ailesinin genetik mirasının eseri olarak ortaya çıkmaz. Üstün özveri ve fedakârlık ortaya bilgiyi  o da medeniyetler kuracak birikimi çıkarır. Teknoloji'ye hayır demiyorum elbette lakin her insan araçlar ve amaçlar arasında ki farkı iyi idrak edip ona göre yaşam tarzını düzenlemeli. Çünkü yaşamda herkes tek bir bilete sahip ve o da her saniye avuçlarında yanıp kül oluyor. 
Sorgulamaya devam diyerek sözlerimi Sokrates'ten bir kıssa ile bitireyim.

Bir gün büyük filozof Sokrates'e bir tanıdığı, "Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun? Dedi.
Sokrates:"Bir dakika bekle " diye cevap verdi. Bana bu şeyi söylemeden evvel, senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.
"Üçlü Filtre ?"
Doğru, diye devam etti Sokrates. Benimle, arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek iyi bir fikir olabilir. Bu ona Üçlü Filtre Testi dememin sebebi.
Birinci filtre "GERÇEK FİLTRESİ" 
-Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?
-"Hayır" dedi adam."Aslında bunu sadece duydum ve..."
-Tamam dedi Sokrates. Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi ikinci filtreyi deneyelim."İYİLİK FİLTRESİ"
-Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?

-"Hayır, tam tersi..."
-Öyleyse, diye devam etti Sokrates.Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin.Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı."İŞE YARARLILIK FİLTRESİ"


-Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

-Hayır, gerçekten değil...

-İyi, diye tamamladı Sokrates.

Eğer, bana söyleyeceğin şey, doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar, faydalı da değilse bana niye söyleyesin ki?




- Kaynakça -
http://yavuztekeli.blogcu.com/sokrates-ten-bir-hikaye/1654402