10 Aralık 2014 Çarşamba

Gobbelsium Ve Klavye Medya



Joseph Goebbels;

Nazi Almanya'sının en önemli ikinci ismi ve Hitler'in propaganda bakanı ayrıca hızlı yükselişinde en kilit rolü oynayan devlet adamı. Goebbels çok zeki bir politikacıydı ve bu vasfını kitleleri yönetmekte ustalıkla kullanmasıyla ünlüydü. 

Şu öykü onun becerileri hakkında bir fikir verebilir sanırım:








Hitler'in karşıtları, rejimi zayıflatmak için Führer'in hasta olduğu söylentisini yayarlar. Bunun üzerine Goebbels hemen harekete geçer ve kendi ajanları vasıtasıyla Hitler'in çok hasta olduğu ve bir süre sonra da öldüğü dedikodusunu yayarak, bu söylentiyi güçlendirir.
İşte bundan sonra Goebbels'in öldürücü darbesi gelir: Toplumu Hitler'in öldüğüne inandırdıktan sonra, onu canlı yayınla radyodan da verilen bir büyük mitingde konuşturur ve böylece sadece bu söylentiyi değil, onu yayan karşıtlarının propaganda kaynaklarının inandırıcılığını da ortadan kaldırır. 


Gobbels kamu gelirleriyle kurduğu havuz medyayı çok başarılı bir şekilde  bilgileri dezenforme ederek kullanıyordu. O medyayı şöyle tanımlıyordu. "Basını, hükümetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün."

Rejim Konusunda yıllarca medya aracılığıyla halka empoze edildi öyle ki insanlar rejime aşkla bağlandı. Hitler'in yükselişinin kilit noktalarından biri de kuşkusuz budur. 


Şimdi konumuza gelelim. Gobbels susalı yaklaşık 70 sene oldu. Dönemin teknolojisi sadece radyo ve gazeteden ibaret iken bugün internet televizyon gibi icatlar ile bilgiye ulaşmamız kolaylaştı. Evet bilgiyi daha hızlı alıyoruz ama 'klavye' basın kimin doğrularını yazıyor bunu bileniniz var mı? 

Peki Goebbels öldü mü ? 
Bugün 'klavye' basını takip ederseniz, Gobbels in ölmediğini hala aramızda yaşadığını görürsünüz. Yine kamu geliriyle kurulan havuz medya yine tek ağızdan propaganda aracı ve yine dezenforme edilmiş bilgileri saçıyor. Manşetler konuşulan konular hep aynı yerin emrinde yayılıyor ve sürekli aynı bilgi empoze ediliyor. Goebbels bu durumu şu örnekle anlatır. "Hristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır." 
Özellikle vurgulamak isterim. 
Dezenforme etmek; 
Bireyleri ve toplumları yönlendirmek amacıyla, yanlış bilgi ve haber verme, anlamını taşıyor.
En önemli propaganda ve karşı propaganda araçlarından biri.
İşte "klavye basın" ın asli görevi budur. 
Hitler'i de öldürür, kıyameti de getirir. Yalan atın, mutlaka inanan çıkacaktır. Çünkü günümüz insanları olarak propaganda çarkında peynire koşan fare gibi azimle kaval sesine doğru koşuyoruz. Yeter ki Goebbels ler yaşamaya devam etsin. Havuz dolduğu sürece çobanlar da ölmez.

7 Aralık 2014 Pazar

Yazılı Tarih ve Kitap Okuma Alışkanlığı


Öncelikle yazılı kültürün tarihsel gelişimine değinelim. İnsanoğlu eski çağlarda doğada kazandığı tecrübe ve deneyimlerini mağaraların duvarlarına resimler çizerek aktarmaya çalışmışlardır. Zamanla ilkel dilleri geliştiren mağara insanı sözlü iletişimi ve kültürü başlatmıştır.Destanlar ve mistik öğretiler bu dönemde ortaya çıkmıştır. İlerleyen zamanlarda yazının keşfiyle dünya değişmeye başladı.Bundan sonrası tabletler el yazması parşömenler v.s insanoğlu bilgiyi sürekli aktarma'nın yollarını her gün geliştirmiştir.Bu asırlık savaşın kazanımı ise medeniyetimizin kültürel değerleri manevi bağlarımız olmuştur. Peki biz kültürümüzü ne kadar tanıyoruz veya nasıl öğreniyoruz?
Asıl sorulması gereken soru budur.
Osmanlıca zorunlu ders olunca herkes dil bilimciliği gömleğini sırtına geçirdi.
Bugünkü konu Osmanlıca değil aslında sorunumuz da o değil. Asıl sorun gündelik ve tarihsel birikimleri aktarma da yaşadığımız sorundur.  Gündelik hayatta tarih ve felsefe üzerine sahip olduğumuz birikim hep kulaktan dolma sözlere dayanır. Böyle bir ortamda İdeolojik saplantılı güç sahiplerinin propaganda çarkında bilgi kirliliği oluşması doğal değil midir?
Yalan atın, mutlaka inanan çıkacaktır.
Gobbels' in ünlü sözü aramızda ki iletişim sorununu anlamak açısından önemlidir.
Peki neden okumuyoruz?
Zaman bulamamaktan veya pahalı satış fiyatları gibi bahaneler artık tiksinti verici hale geldi. Teknolojijik gelişmeler bile artık ihtiyaç yerine tembellik odaklı ortaya çıkıyorsa kimse kılıf uydurmaya çalışmasın.  Asıl sebep merak yetisini yitirmekten kaynaklanıyor. Çıkın dışarı siz görün sebebi eskiden en ufak bilgi için insanlar enerji sarfediyordu. Bugün teknoloji çılgınlığı içinde mikrodalga fırından bile bilgiye(internet) ulaşabilirken kitap okumak abeste iştigal (!) olur.
Azim ve çalışma sonucu oluşmuş binlerce yıllık insanlık tarihi her medeniyetin yol haritasıdır. Bunu hepimiz öğrenmeliyiz.
Toplumsal bilinç böyle oluşur.
Tüm suçlu elbette okumayan kitle değil. Yıllarca insanlara okuma alışkanlığı (!) kazandırılmaya çalışıldı.
Peki okumak alışkanlık mıdır?
Birgün Victor Hugo ya okuma ihtiyacını tarif etmesini rica etmişler.
O da "Okuma ihtiyacı barut gibidir, bir kere tutuşunca artık sönmez."demiş.
İşte bunu yapmadık veya yapamadık. Kitaplar dünyayı keşif aracımız değil zihnimize vurulan prangalar oldu.Kapanışı John Milton'dan alıntı ile yapalım.
Bazılarının yaşaması yeryüzüne bir yüktür, ama iyi bir kitap, usta bir kafanın yaşamdan sonraki yaşam için mumyalanmış bir hazine gibi saklanmış en değerli yaşam öğesidir.